ABDURRAHMAN COŞKUN''DAN
HEY GİDİ GÜNLER HEY
HİÇ ÖZLENMEZ Mİ ECDADIMIZIN O GÜNLERİ?
Faziletliydik.
Kimsenin malına mülküne göz dikmezdik. Kimsenin namusuna yan bakmazdık.
Hırsızlık nedir bilmezdik, dilenciliği meslek edinmez, kimseyi
küçümsemezdik.
Dürüsttük.
Bir zamanlar Londra Ticaret Odası'nın en görünür yerinde şu mealde bir
tavsiye levhası asılıydı: "Türklerle alışveriş et, yanılmazsın!"
İtibarlıydık.
Bir zamanlar Hollanda Ticaret Odası'nın toplantılarında oylar eşit çıkınca
Osmanlılarla alışverişi olan tüccarın oyu iki sayılır, onun dediği olurdu.
Temizdik.
Yere bile tükürmezdik. Hatta Osmanlı askeri teşkilatının Avrupa'ya
tanıtmasıyla meşhur Comte de Marsigli, yere tükürmedikleri için atalarımızı
şöyle eleştiriyor: "Türkler hiçbir zaman yere tükürmezler daima
yutkunurlar. Bunun için saçlarında sakallarında bir hararet olur ve zamanla
saçları, kaşları, sakalları dökülür."
Çevreciydik.
Kurak günlerde ücretle adamlar tutup sokaktaki ulu ağaçları sulatır, göçmen
kuşların yorgunluk atması için saçak altlarına kuş sarayları yapardık.
Bunlara öyle çok örnek var ki saymakla bitmez.
Harama el sürmezdik.
Fransız müellif Motray 1700'lerdeki halimizi şöyle anlatıyor: "Türk
dükkânlarında hiçbir zaman tek meteliğim kaybolmamıştır. Ne zaman bir şey
unutsam, hiç tanımadığım dükkâncılar arkamdan adam koşturmuşlar, hatta
birkaç kere Beyoğlu'ndaki ikametgâhıma kadar gelmişlerdir."
Medeni idik.
İngiliz sefiri Sör James Porter ise 1740'ların Türkiye'si için şunları
söylüyor: "Gerek İstanbul'da, gerekse imparatorluğun diğer şehirlerinde
hüküm süren emniyet ve asayiş, hiçbir tereddüde imkân bırakmayacak şekilde
ispat etmektedir ki, Türkler çok medeni insanlardır."
Dosdoğruyduk.
Fransız generallerden Comte de Bonneval ise şu hükmü veriyor:" Haksızlık,
murabahacılık, inhisarcılık ve hırsızlık ve hırsızlık gibi suçlar, Türkler
arasında meçhuldür. Öyle bir dürüstlük gösterirler ki, insan çok defa
Türklerin doğruluklarına hayran kalır."
Cihana örnektik.
Türkiye Seyahatnamesiyle meşhur Du Loir' in 1650'lerdeki hükmü şöyle:"Hiç
şüphesiz ki, ahlak bakımından Türk siyasetiyle medeni hayatı bütün cihana
örnek olabilecek vaziyettedir". Şefkatimiz yalnızca insana yönelik değildi;
hayvanları, hatta bitkileri bile kapsıyordu.
Hırsızlık nedir bilmezdik.
Fransız müellif Dr. Brayer 1830'ların İstanbul'unu getiriyor
önümüze:"Evlerin kapısının şöyle böyle kapatıldığı ve dükkânların çoğunlukla
umumi ahlaka itimaden açık bırakıldığı İstanbul'da her sene azami beş-altı
hırsızlık vakası ancak görülür."
Ubicini Dr. Breayer'i şöyle doğruluyor:"Bu muazzam payitahtta dükkâncılar,
namaz saatlerinde dükkânlarını açık camiye gittikleri ve geceleri evlerin
kapısı basit bir mandalla kapatıldığı halde senede dört hırsızlık vakası
bile olmaz. Ahalisi sırf Hıristiyan olan Galata ve Beyoğlu'nda ise hırsızlık
ve cinayet vakaları olmadan gün geçmez
ESKİ TÜRKLERİN BİR DİNİ HAYATLARI VARDI; DİNİ HAYATLARI OLDUĞU İÇİN DE ÇOK
ŞEYLERİ VARDI; YENİ TÜRKLERİN DE DİNİ HAYATLARI OLDUĞUNDA ÇOK ŞEYLERİ
OLACAK.
HAZIRLAYAN ABURRAHMAN COŞKUN (ANKARA)
---------------------------------------------------------------------------
Dünyanın ilk Standartlar ve Tüketiciyi Koruma Kanunları
Prof. Dr. Ahmet Akgündüz
II. Bâyezid devrine ait en mühim kanunlardan birisi şüphesiz ki, Bursa,
İstanbul ve Edirne İhtisâb Kanunnâmeleridir. Bu kanunnâme, dünyanın en
mükemmel ve en geniş belediye kanunu olmakla kalmamakta, aynı zamanda
dünyada ilk tüketici haklarını koruyan kanun, ilk gıda maddeleri
nizâmnâmesi, ilk standartlar kanunu, ilk çevre nizâmnâmesi ve kısaca asrına
göre çok hârika bir hukuk kodudur. Bu kanun, hem Osmanlı örf âdetlerini ve
hem de İslâm hukukunu çok iyi bilen Mevlânâ Yaraluca Muhyiddin tarafından
hazırlanmıştır. Hazırlanış tarihi 1502 ila 1507 tarihleri arasındadır.
Biz, her biri 100 küsur maddeyi bulan bu üç kanunnameden sadece bazı
maddelerini, tüketici hakları açısından arz ediyoruz (Maddenin başındaki
rakamlar Kanun maddelerine ve harflerden B, Bursa, E Edirne ve İ İstanbul
Kanununa işaret etmektedir):
"İ-45. Ve mahkeme kararıyla yiyecek ve içecek ve giyecek ve hubûbât ki;
çarşıda ve pazarda vardır, gözedilüb her meslek sahibi teftiş oluna. Eğer
terâzûda ve kilede ve arşunda eksük bulunursa, muhtesib (belediye başkanı)
haklarından gele.
İ-21. Etmekçiler, standart olarak alınan ekmeği narh üzere pâk işleyeler,
eksik ve çiğ olmaya. Etmek içinde kara bulunursa ve çiğ olursa, tabanına let
uralar; eksük olursa tahta külâh uralar veyahud para cezası alalar. Ve her
etmekçinin elinde iki aylık, en az bir aylık un buluna. Tâ ki, aniden bazara
un gelmeyüb Müslümanlara darlık göstermeyeler. Eğer muhâlefet edecek
olurlarsa, cezalandırıla.
İ-4. Eyle olıcak ekmek gâyet eyü ve arı olmak gerekdir.
E-7. Aşcılar bişürdükleri aşı pâk bişüreler ve çanakların pâk su ile yuyalar
ve tezgâhlarında kâfir olmaya. Ve iç yağiyle nesne bişürmeyeler. Ve bir
akçelik eti her ne narh üzerine alurlar ise beş pare olur. Bir akçelik aş
alanın aşına bir pâre koyalar. İki pulluk dahi etmek vereler. Bir akçelikden
artuk alsalar ya eksük alsalar, bu hisâb üzerine vereler. Cemî' Edirne'nin
aşcıları ittifakiyle teftiş olundı.
İ-38. Ve kile ve arşun ve dirhem gözlenile; eksüği bulunanın hakkından
geleler.
İ-5. Un kapanında olan kapan taşlarını, mahkeme kararıyla muhtesib (belediye
başkanı) dâim görüb gözede. Tâ ki, hile ve telbîs olub un alan ve satan
kimesnelere zarar ve ziyân olmaya.
B-74. Ve hamallar na'lsuz at istihdâm etmeyüb ve dağ yükünün iki yükünden
ziyâde götürmeye.
E-58. Ve ayağı yaramaz bârgiri işletmeyeler. Ve at ve katır ve eşek ayağını
gözedeler ve semerin göreler. Ve ağır yük urmayalar; zira dilsüz canavardır.
Her kangısında eksük bulunursa, sâhibine tamam etdüre. Eslemeyeni gereği
gibi hakkından gele. Ve hammâllar ağır yük urmayalar, ma'kul üzerine ola.
İ-40. Ve sirke ve yoğurda su koymayalar. Su katılmış olub bulunursa, teşhir
edeler veyahud tahta külâh uralar, gezdireler.
İ-29. Kuyumcular, sâde işi dirhemine bir akçe; minekârî işde dirhemine iki
akçe ve altun sâde ise miskâline üç akçe; müşebbek işde miskâline beş akçe
ve gümüş düğmeler iriyi ve hurdayı gâyet eyü hâlis işleyeler, bakır koyub
işlemeyeler. İşleyenin muhtesib (belediye başkanı) gereği gibi haklarından
gele.
İ-33. Ve boyacıları dahi gözedeler, kalb boyamayalar; boyarlarsa gereği gibi
hakkından geleler.
İ-42. Ve iplikçilerin ipliği tire ipliğine berâber ola. Ve astar ki, şehirde
işlene, sekiz arşun ola, eksük olmaya. Olursa hakkından geleler.
İ-46. Hammâmcılar, hâmmâmları gözedeler, yunmuş ola, ıssı ve sovuk su ile
ârâste ve dellâkleri cest ve çâlâk ola. Usturası keskin ola. Şöyle ki,
usturası altında kimesne zahmet çekmeye ve nâzır olan fotaları pâk duta;
Müslümana verdüği fotayı kâfire vermeye.
İ-66. Ve dahi hekîmlere ve attârlara ve cerrâhlara, muhtesib (belediye
başkanı)in hükmi vardır; görse ve gözetse gerekdir.
İ-24. Bakkallar ve attârlar ve bezzâzlar ve takyeciler, onun on bire
satalar, ziyâdeye satmayalar. Ziyâdeye satarlarsa, muhtesib (belediye
başkanı) dutub te'dîb ede. Ammâ bu bâbda ve gayride mahkeme kararı bile ola.
E-194. Berber gözlene; kâfir başın tıraş etdükleri ustura ile Müslüman başın
tıraş etmeyeler. Kâfir yüzin sildikleri fota ile Müslüman yüzin silmeyeler.
Usturaları keskün ola.
E-195. Tabibler dahi gözlene; bîmârhâne (hastahane) tabiblerine göstereler,
imtihân edeler, kabul etmedikleri kimesneleri men` edeler. Cerrâhlar dahi
gözlene; san`atlarında kâmil olalar.
E-196. Değirmenciler gözlene; değirmende tavuk beslemeyeler ki, halkın ununa
ve buğdayına zarar etmeye. Ve âdetlerinden artuk almayalar ve iri
öğütmeyeler ve kesmüklü buğdayı değiştirmeyeler ve illâ muhkem ve müntehî
hakkından geleler.
E-198. Ve câmilerde dilenci tâifesin yürütmeyeler.
İ-70. Ve her san'atı aydan aya kadı ile teftiş ede ve dahi göre ve gözede.
Her kangısı kim ta'yin olunan narhdan eksük sata, muhtesib (belediye
başkanı) hakkından gelüb teşhîr ede.
İ-73. Fil-cümle bu zikr olunanlardan gayrı her ne kim Allâh ü Te'âlâ
yaratmışdır, hepsini de muhtesib (belediye başkanı) görüb gözetse gerekdir,
hükmi vardır.
Şöyle bileler, her kim muhâlefet ve inâd ederse, itâba ve ikâba müstahak
olur"
DERLEYEN: ABURRAHMAN COŞKUN (ANKARA)
Örtülü savaş
Fikir cimnastiğine devam edelim. Dün PKK terörünün son dönemde akıl dışı
tırmanışının Irak'taki Barzani'nin ayak sürümesinden kaynaklanan "Petrol
yasası krizi" ile olası ilişkisinin ipuçlarını aramıştık. Bugün de bir başka
dosyayı aralayalım.
Felsefe meraklıları bilir; 1300'lerin ilk yarısında yaşamış İngiliz düşünürü
Guillaume d'Ockham'ın ünlü bir önermesi var: "Bir sorunun iki ayrı teorik
çözümü varsa, bunlardan daha basit olanı doğru kabul edilmeli." Yani sorunu
iyi kavramak için fazlalıkları kesip atmalı. O yüzden bu önermeye "Ockham
usturası" deniyor.
Biz de kafa karışıklığa yol açabilecek fazlalıkları usturayla biçip, açık
delillerle sonuca gitmeye çalışalım.
1970'lerin başında ABD'yi karıştıran "Pentagon Belgeleri"ni hatırlıyor
musunuz? O gizli belgelerde Nixon yönetiminin Vietnam Savaşı konusunda
kamuoyunu nasıl sistemli biçimde aldattığı, Vietnam tehdidini nasıl kasıtlı
olarak abarttığı ortaya çıkmıştı. Dışişleri Bakanı Henry Kissinger belgeleri
sızdıranı "ABD'nin en tehlikeli adamı" ilan etmişti.
O adam Pentagon'da görevli Daniel Ellsberg'ti. 35 yıl sonra Ellsberg yeniden
ortaya çıktı. Bağımsız bir haber ajansı kanalıyla dünyaya dağıtılan
yazısında şöyle diyor:
"Hepimizin bugün en öncelikli görevi Bush yönetiminin İran'a saldırısını
önlemek olmalı. Çünkü saldırıya İran yanıt verirse korkunç bir savaşa
sürükleneceğiz. Böyle bir savaşa gerekçe için yeni bir 11 Eylül bile
yaratılabilir. Bush-Cheney ikilisi, bakanların çoğunun muhalefetine
aldırmadan İran'la savaşı kafalarına koydular. Bu yönetimin kalan 15-16
ayında İran'a saldırması kesin."
Açık delilleri aktarmaya devam edelim: İran'ın nükleer silah sahibi
olmasının dünya savaşına yol açacağını söyleyen Bush'un ardından Cheney de
bir tehdit savurdu: "İran'ın nükleer silah sahibi olmasına göz
yummayacağız." İngiliz basınında da dün şu yorumlar yer aldı:
"Bush'un İran'a bir saldırı planladığı yolunda endişe verici işaretler var."
(Independent)
"Irak'ta ölen Amerikan askerlerinin sayısının azalmasından sonra ilgi İran'a
kaydı." (Financial Times)
Bir taşla iki kuş vurmak
Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammed El Baradey, "İran'ın
bugünden yarına nükleer tehdit olması imkânsız. Bomba üretebilmesi için 3,
belki de 8 yıl gerekiyor" diyor.
İran'ın en az 3 yıla ihtiyacı, Bush'un önünde ise sadece 15-16 ay var. Yani
savaşı kafasına koyduysa, mutlaka bir gerekçe bulmak zorunda.
Ve de cephe gerisini sağlamlaştırmak zorunda: Fransa'nın başını çektiği AB,
Bush'un gözüne girmek, bir an önce ABD yanında saf tutmak için "İran'a
yaptırımların iyice sertleştirilmesi" çağrısı yapıyor.
Ufukta karabulutlar öyle yoğunlaştı ki, Rusya'nın ikinci büyük petrol
şirketi Lukoil, Norveçli ortağı Norsk Hydro ile yürüttüğü İran'ın Anaran
bölgesindeki sondajları sessiz sedasız askıya aldı.
Biliyorsunuz, biz de Güney Pars bölgesindeki doğalgaz yataklarının
işletilmesi için 14 Temmuz'da İran'la anlaşma imzaladık. ABD'nın
bağırıpçağırmasına ve Ankara'daki diplomatik çevrelerin "Bu iş başınıza dert
açacak" yorumlarına aldırmadan. İran Petrol Bakanı Vekili Gulam Hüseyin
Nozari 20 Eylül'de Ankara'yı uyardı: "Son kararınızı vermek için sadece 4
ayınız var."
Ve bu uyarıdan iki hafta sonra Şırnak'ta pusu... Ardından Hakkâri'de pusu...
Rastlantı mı? Kimbilir. Ama kim attıysabir taşla iki kuş vurulduğu kesin:
Petrol yasası için Barzani'ye, İran'la ilişkileri nedeniyle Türkiye'ye.
Meclis'te dillendirilen "Türkiye'ye karşı örtülü savaş yürütülüyor"
tespitini unutmayın. Kim yürütüyor o örtülü savaşı acaba?
Hele bir de Ahmedinecad, Ermenistan gezisinde 1915 kurbanları anıtına çelenk
koysaydı ve o olayları soykırım diye niteleseydi, Ankara-Tahran arasında
iplerin kopması için koşullar tamamlanmış olacaktı. İran lideri son anda
uyanıp veya uyandırılıp planı bozdu.
Güney Pars anlaşmasındaki ve İran'la ilişkilerdeki gelişmeleri iyi izleyin.
Ama öfkelenmeden. Diplomasinin altın kuralını unutmadan:
"Ülkeler için ebedi dostluklar ve düşmanlıklar yoktur. Sadece ulusal
çıkarlar vardır..."
HAZIRLAYAN ABURRAHMAN COŞKUN (ANKARA)



RSS